Shop Mobile More Submit  Join Login
×
:icontwittplz:
:) twitter.com/#!/arsenic9
Bir nöbet değişimi olsa gerek,

var oluşla yok oluş arasında.

Nerede başladı bu hikâye önemli mi?

Sadece bir nöbet değişimi bu,

sıra bana geldiyse eğer

bırakır giderim.

Benden geriye kalan

sıcak bir gülümseme.

...
Bu dünyanın bir yerinde (olası bu ülkede) beni anlayacak birileri var biliyorum. Üçte birinin anlaşılmamayı seçtiği, anlaşılan özelliklerimizin üçte bir bile olmadığı bir durumdayız. Kendimizi anlamayı başaramadığımız gelgit ruhlu insanlar olarak nasıl başkalarını anlayabildiğimizi ifade ediyoruz buna şaşıyorum. “seni anlıyorum” ne kadar zor bir anlam yüküdür. Her bünyede var olan çelişkilerin kabulü ve anlayabilmek.

Karışık ruh yapısına sahip olan insanlar genelde ya anlaşılmaz olarak nitelenir ya da hayranlıkla karışık anlaşılmaya çalışılır. Labirentlere benzeyen duygulara sahip olunduğunda çözülmesi ve anlaşılması emek ve sabır gerektirir. Bu sabrı gösterenler ve karşılarına çıkan hiçbir fiziksel veya duygusal engele takılmadan labirenti tamamlayanlar en değerli duyguların sahibi olacaklardır. Kalbine ulaşmıştır ve artık onu hissederek anlayabilecektir. Bu mücadeleyi kazanmıştır. Bu bir mücadeledir ve sevgi için bu gereklidir. “Aşk emek ister”.

Artık sıra dışı bir dönem başlamıştır her ikisi içinde. Labirenti çözenin önünde keşfedilmemiş yeni bir kıta vardır. Adını senin koyacağın uçsuz bucaksız bir kıta. Bu kıtayı yaşarken hep yeni şeyler öğrenip keşfedeksin. Her seferinde şaşıracak ve hayranlığın bir kat daha artacaktır. Yeni durumlara karşı vereceği tepkileri görecek ve “bu özelliğini hiç bilmiyordum” demekten kendini alamayacaksın.

Kalabalığın ortasında Onun yanındayken kendini evde tek başınayken bile olmadığın kadar rahat ve huzurlu hissedeceksin. O güldüğünde kapalı ve bunaltıcı bir havada bir anda mevsim değişecek ve güneş açacak, O konuştuğunda şehrin gürültüsü bitip hiç duymadığın bir melodi kulaklarında çınlayacak, Onun nefesi yüzüne vurduğunda içine çekecek, O giderken ölümü tadacak, Onu tekrar gördüğünde yeniden doğumu yaşayıp daha bir seveceksin hayatı.
Onu keşfetmeye hazır mısın?
Modern davranışın kalıntıları 750 bin yıl öncesine dayanıyor. Kazılarda ortaya çıkarılan bu gerçek "tahmin edileni yarım milyon yıl öncesine taşıyor. İsrail'in kuzeyinde yapılan son kazılarda, burada yaşayanlar arasında sosyal bir örgütlenme ve iletişim var olduğu anlaşıldı"*.
Bir makalede, "bu kazıda bulunanlar arasında; bir ocak ve etrafında çakmak taşı, el baltası araçlar bulunduğu yazıyordu. Parçalamaya ve kazmaya yarayan diğer araçları burada ürettikleri anlaşılmış, pişirmek için taşınan sert kabuklu yemişler de yine ocak etrafında bulunmuş."**
Aslında arkeolojiye ilgim falan artmadı. Ben daha çok sonuçlarıyla ilgileniyorum. Okuduklarım ve kafamda kurduklarımdan bazılarının ortaya çıkması beni heyecanlandırıyor. Asıl anlatmak istediğim; sanılanın aksine, teknolojinin ilerlemesi ile insanın sosyalleşmesi ve modernleşmesi artmamıştır. 750 bin yıldır ne değişti? İnsan olarak ne kazandık? Sadece zorunlu farklılaşmalar ve zorunlu sosyal örgütlenmelerimiz var. Sayımız arttı. Kişi başına kullanım alanları azaldı. Birbirimizin alanlarına müdahale etmeye başladık (hâlâ yapıyoruz). Derken kurallar, kanunlar, ahlâk kuralları… ve şimdi. Şimdiki iletişimimiz için ne söyleyebiliriz ki? "İletişim çağı" mı gerçekten bu çağ? Şartlar eskiye göre daha elverişli iken 750 bin yıl sonra çok iyi bir iletişim içindeyiz diyebilir miyiz? Aynı apartmanda birbirimizi tanımadan yaşıyoruz ve tanımak da istemiyoruz. Bu basit örneklerden binlercesini bulabiliriz ama asıl sorun nedir? Neden yalnız olmayı seçiyoruz? Bu seçime zorlayan şartlar nelerdir?
Güvensizlikle başlayan bir dizi cevap verebiliriz. Birbirimizden adeta korkuyoruz. Paylaşmaktan korkuyoruz. İncinmekten korkuyoruz. Kalabalıktan sıkılıyoruz. ""duygusuzlaşıyoruz"",""duy-arsızlaşıyoruz"". Genelde istesek de kendimizi ifade etme şansı bulamıyoruz. İyi niyete inanmayıp önyargılarımıza yeniliyoruz. Başkalarının onayladığı ya da başkalarının ilgisini çekmeyi başarabilenlere yöneliyoruz. Kendimizi keşfetmeye çalışmıyoruz. Bir okyanusu kartpostaldan anlamaya çalışır gibi davranıyoruz hayata karşı.
Beklentilerimizin gerçekleşmesini beklemek yerine beklentilerimiz yönünde hareket etmeliyiz. Beklentilerimizi her zaman gerçeklere doğru seçmeliyiz. İletişimde dürüst davranmalıyız. Bu topluma dürüst insanlar gerekiyor. Bu insanlığa, ""insanca"" iletişimi nasıl kurabileceğini gösteren bir ışık gerekiyor. Dünyayı sadece maddi olarak görmekten uzaklaşmamız gerekiyor. Duyguların da var olan kuralların içine girmesi gerekiyor. Özgürce yaşayabileceği yaşam alanları gerekiyor. Gerçek özgürlüğün tanımını yaparken başkasının sınırlarını ihlal etmeden belirlenmiş alanlar olduğunu anlatmak gerekiyor. Daha iyi yaşam kalitesine ulaşmak için bireysel değil toplumsal olarak iyileşme olması gerektiğini anlamak gerekiyor. Bir şeylerin daha iyi olması için bir 750 bin yıl geçmesini beklemek mi gerekiyor? Bu kadar yılda bu kadar iletişim gelişimi çok az.
…bence.

*Atlas **Sience
18 Mayıs 2010 Cumhuriyet Ekspresi